| Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! | |
Mustafa Kemal Atatürk 20 Ekim 1927 | |
Herkes eşit doğar ama ÖZGÜR olmak bizim elimizde. ADALET ise özgür insanın en büyük erdemi benim gözümde.
mustafa kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mustafa kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Ocak 2012 Pazartesi
ATATÜRK NEFRETİ
Bugün, Taha Akyol'un oğlu Mustafa Akyol kendisi gibilerin betimlendiği Gençliğe Hitabe'nin kaldırılmasını istemiş. Oturup paragraf paragraf inceleyerek hemde. Bu baba oğlu bilen bilir, fakat bu nasıl bir kin ve öfkedir inanın aklım almıyor. İnsan böyle bir öfkeyle nasıl başa çıkabilir? Tabi ki daha çok severek ve daha çok sahip çıkarak. Bir de tüm çarpıtmalara ve karalamalara, açıklayıcı ve doğru cevaplar vererek. Bir sonraki yazımda Mustafa Akyol'un yazısının çarpıklıklarını paylaşacağım. Fakat önce bir kez daha;

9 Ocak 2012 Pazartesi
AKP LAİKLİĞİN GARANTİSİDİR
Başlığı okuyunca beni Ahmet Hakan ya da Ertuğrul Özkök zannetmeyin. Son 10 yılda ortaya çıkan sonuç aşağı yukarı bu oldu.
Farkında mısınız, laiklik üzerine o kadar gittik ki, laikliği öyle bir hırsla savunduk ki geri kalan her şeye karşı gözümüz kör oldu. Laikliği boş verelim demiyorum tabi ki fakat laikliği koruyacağız diye milliyetçilik ve cumhuriyetçilik ilkelerini tamamen boş verdik. AKP'ye karşı koyarken neredeyse tek silahımız laiklik oldu. Hatta kararsız kesimde muhteşem bir kamuoyu yaratabilecek "Tehlikenin Farkında Mısınız?" kampanyası bile laiklik üzerine inşa edilmişti. Halbuki AKP'nin laikliği yıkmaktan daha başka öncelikleri vardı.
Biz bir yandan laikliği savunurken, AKP etnik politikalarıyla alttan alttan bölücülüğü körükledi. En koyu Atatürkçüler bile laiklik uğruna milliyetçilikten, cumhuriyetçilikten vazgeçti. Biz laiklikle uğraşırken terör tekrardan azıttı. Gelen her şehit Ankara'nın doğusunda ki duvara bir blok daha ekledi. Atatürk milliyetçiliğinden, ırkçılığa döndük bu yüzden. Gözümüz karardı bir kere, ne istiyorlardı bizden verelim gitsin dedik o halde doğuyu, batı bize kalsın. Ama sadece ders almayanlar için tarih tekerrür ediyor!
Türkiye için 2012 çok zor bir yıl olacak. Cumhurbaşkanlığı ve Anayasa gibi başka ülkelerin yıllara yayacağı iki ağır gündem maddesini bir yıl içinde tartışıp duracağız.
Anayasa çalışmaları uzun zamandır yoğun bir şekilde devam ediyor. Çeşitli STK'lar, partiler ve üniversiteler yeni anayasaya katkı vermek için çalışıyor. Örneğin Kafkas Dernekleri Federasyonu, Meclise sunduğu anayasa çalışmasında artık kanıksadığımız bir kaç konudan bahsetmiş. Bunlar; anayasal vatandaşlığın temel alınması, ülkemizde konuşulan tüm dillere anaokulundan başlayarak anadilde eğitim verilmesi, yerleşim yerlerinin adlarının geri verilmesi ve aile adlarının geri verilmesi.
Ne oldu? Sadece Kürtlere anadilde eğitim verdiğimiz zaman demokratikleşecek miydik sanmıştınız?
Öncelikle Kafkas Dernekleri Federasyonu'nun böyle bir tasarı vermek için aylarca çalışmasına gerek yoktu. BDP ya da AKP milletvekillerinin ya da yandaşlarının herhangi bir yazısını ya da demecini alıp kağıda kopyalasalardı zaten bu sonuca varırlardı.
Aile adlarının ve yerleşim yerlerinin geri verilmesinin Anayasa ile alakasız olmalarını bir kenara bırakırsak, anayasal vatandaşlık kavramına fena halde takılmış durumdayım. Bizim şu anki anayasamızda anayasal vatandaşlık yoksa ne var? Yoksa tek problem "Türk" kelimesi mi? Birde ana dilde eğitim isteği var ki, ülkede konuşulan tüm diller için istenmesi bende Babil Kulesinden aşağı atlama hissi uyandırdı. Bu arada çalışmayı meclise sunan kişi ise çok ilginç BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder.
Anayasaya değişikliğinin detaylarını başka bir yazının konusu olarak kenara koyup, yazımızın en başına dönersek; biz laikliği korumakla uğraşırken, milliyet ve cumhuriyet elimizden kayıp gidiyor. Korkarım yeni anayasada laikliği korumuş bir şekilde ellerimizde bir duble rakı, cumhuriyetin arkasından ağıt yakacağız.
Tito'nun nefesiyle tuttuğu Kristal Küre ölümüyle tuz buz oldu. Mustafa Kemal'in küresi ise elmas. Küre on yıllardır yerden yere vuruluyor ve artık çatlamaya başladı, ne zaman nerede parçalanacağı ise yavaş yavaş gözle görülebiliyor.
Farkında mısınız, laiklik üzerine o kadar gittik ki, laikliği öyle bir hırsla savunduk ki geri kalan her şeye karşı gözümüz kör oldu. Laikliği boş verelim demiyorum tabi ki fakat laikliği koruyacağız diye milliyetçilik ve cumhuriyetçilik ilkelerini tamamen boş verdik. AKP'ye karşı koyarken neredeyse tek silahımız laiklik oldu. Hatta kararsız kesimde muhteşem bir kamuoyu yaratabilecek "Tehlikenin Farkında Mısınız?" kampanyası bile laiklik üzerine inşa edilmişti. Halbuki AKP'nin laikliği yıkmaktan daha başka öncelikleri vardı.
Biz bir yandan laikliği savunurken, AKP etnik politikalarıyla alttan alttan bölücülüğü körükledi. En koyu Atatürkçüler bile laiklik uğruna milliyetçilikten, cumhuriyetçilikten vazgeçti. Biz laiklikle uğraşırken terör tekrardan azıttı. Gelen her şehit Ankara'nın doğusunda ki duvara bir blok daha ekledi. Atatürk milliyetçiliğinden, ırkçılığa döndük bu yüzden. Gözümüz karardı bir kere, ne istiyorlardı bizden verelim gitsin dedik o halde doğuyu, batı bize kalsın. Ama sadece ders almayanlar için tarih tekerrür ediyor!
Türkiye için 2012 çok zor bir yıl olacak. Cumhurbaşkanlığı ve Anayasa gibi başka ülkelerin yıllara yayacağı iki ağır gündem maddesini bir yıl içinde tartışıp duracağız.
Anayasa çalışmaları uzun zamandır yoğun bir şekilde devam ediyor. Çeşitli STK'lar, partiler ve üniversiteler yeni anayasaya katkı vermek için çalışıyor. Örneğin Kafkas Dernekleri Federasyonu, Meclise sunduğu anayasa çalışmasında artık kanıksadığımız bir kaç konudan bahsetmiş. Bunlar; anayasal vatandaşlığın temel alınması, ülkemizde konuşulan tüm dillere anaokulundan başlayarak anadilde eğitim verilmesi, yerleşim yerlerinin adlarının geri verilmesi ve aile adlarının geri verilmesi.
Ne oldu? Sadece Kürtlere anadilde eğitim verdiğimiz zaman demokratikleşecek miydik sanmıştınız?
Öncelikle Kafkas Dernekleri Federasyonu'nun böyle bir tasarı vermek için aylarca çalışmasına gerek yoktu. BDP ya da AKP milletvekillerinin ya da yandaşlarının herhangi bir yazısını ya da demecini alıp kağıda kopyalasalardı zaten bu sonuca varırlardı.
Aile adlarının ve yerleşim yerlerinin geri verilmesinin Anayasa ile alakasız olmalarını bir kenara bırakırsak, anayasal vatandaşlık kavramına fena halde takılmış durumdayım. Bizim şu anki anayasamızda anayasal vatandaşlık yoksa ne var? Yoksa tek problem "Türk" kelimesi mi? Birde ana dilde eğitim isteği var ki, ülkede konuşulan tüm diller için istenmesi bende Babil Kulesinden aşağı atlama hissi uyandırdı. Bu arada çalışmayı meclise sunan kişi ise çok ilginç BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder.
Anayasaya değişikliğinin detaylarını başka bir yazının konusu olarak kenara koyup, yazımızın en başına dönersek; biz laikliği korumakla uğraşırken, milliyet ve cumhuriyet elimizden kayıp gidiyor. Korkarım yeni anayasada laikliği korumuş bir şekilde ellerimizde bir duble rakı, cumhuriyetin arkasından ağıt yakacağız.
Tito'nun nefesiyle tuttuğu Kristal Küre ölümüyle tuz buz oldu. Mustafa Kemal'in küresi ise elmas. Küre on yıllardır yerden yere vuruluyor ve artık çatlamaya başladı, ne zaman nerede parçalanacağı ise yavaş yavaş gözle görülebiliyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)